1 Ocak 2013 Salı

her zamanki gibi

her zamanki gibi başlar sahne. bir ucunda bir dost, diğer ucunda diğeri. yaptıkları tüm saçmalıklara rağmen aralarındaki samimiyet sözlere dökülemeyeceğinden, aralarındaki mesafe de önemsizdir. birisi biraz önce terkedilmiştir de diğeri yıllardır terk edilmişliğini dostlarıyla bastırmaktadır. hava güzeldir, zira durum hiç de güzel değildir. ve efsane sahne ortaya böyle çıkar.

ulan bir yılbaşına uyandık, zorla kahvaltıya kaldırılmak yetmiyor gibi soğuk yumurta yedik. tamam 1 ocak günü kimse için güzel değil. belki memurlar. evet evet... bir çok kişi başağrısından şikayetçiyken, tırım tırım alka-seltzer arıyorken, bir soğuk yumurtadan mı şikayet edecekmişim? peh!


döndüm geri, yatağıma, sıcaklığı dışında yataklık namına pek bir emare göstermeyen yatağımın içinde 1 ocak gününü geçirmek için and içmişim adeta. üzerimde bir ağırlık, göz kapaklarım güçsüz. derken gelenekselleştirdiğim üzere, UP ile günü açtım.

yılbaşları hüzünlü günlerdir. özellikle önündeki yemek dahil olmak üzere ne olursa olsun bitirmek eyleminden korkanlar için. değişenin bir takvim sayfası olmasından çok, bir takvim olduğunu düşünürsek, belki sonsuz yapraklı takvimler bu acıya derman olabilir diye düşünmekten alamıyor insan kendini.

bir rahatlama günü 1 ocak. en azından benim için.

ardından o sahneyi izlerim işte. ismail abi benim de en iyi arkadaşımdır çünkü. hayatımda ismail abi olmadığı için bu haldeyimdir ya zaten. gelir sarılırdı, gidelim ağızlarını burunlarını kıralım, derdi, dövüştüğümüz kimse olmamasına rağmen.


temizlik mi? bi ara be abi. kusura bakma.