Kendisini sevmiyorum. Nedeni de şudur.
Efsanevi "save"im, Beşiktaşla başlayıp, Fildişi Sahilleri,Sevilla, Fransa,Chelsea ve ardından yeniden Sevilla'yla devam eden (FM 2010) oyunumda, Beşiktaştaki 2. sezonumda, asistanım başka takıma transfer olmuştu.
Efsanevi "save"im, Beşiktaşla başlayıp, Fildişi Sahilleri,Sevilla, Fransa,Chelsea ve ardından yeniden Sevilla'yla devam eden (FM 2010) oyunumda, Beşiktaştaki 2. sezonumda, asistanım başka takıma transfer olmuştu.
Sonra ben de dilimizi bilen iyi bir Asistan ararken Oğuz Çetini gördüm, teklif götürdüm ve takımda göreve başladı kendisi. Ardından hep yaptığım üzere, maç öncesi ve maç sonrası basın toplantılarını kendisine bıraktım. Basınla pek iyi anlaşamıyorum, bitmiyor sorular, hemen storm out u seçiyorum ve kavgacı biri olarak tanınıyorum.
Beni kimse öyle tanısın istemiyorum, hep iyi birisi, yardımsever, aç doyuran birisi olarak görülmek istiyorum. Belki de hayat bizi böyle görünmeye mecbur kılıyor bilemiyorum. Sonuçta neyin doğru neyin yanlış olduğunu sadece bizden öncekilerin yaşamışlıklarına göre seçebiliyoruz. ve asla doğru olduğunu bilemiyoruz. Sadece öyle kabul ediyoruz.
Neyse, bu arkadaş maç öncesi yorumlarında veriyor negatifi sürekli, yok efendim takım elinden geleni yapacakmış ta, işte karşı takımın X oyuncusundan çekiniyormuşuz gibi döktürüyor sürekli. Maçta da mesela 4-0 kazanıyorum, 20 şut atmışım felan. Ama bu arkadaş yok işte X oyuncum kötü, aslında futbolcu bile denemez ona, yerine transfer düşünüyoruz gibi sözler zırvalıyor.
Efendim, futbol çokça motivasyonla oynanan bir oyun olduğu için, e oyuncular mutsuzluğa kapılıyor gittikçe. Ben de sinirleniyordum. Maç içerisinde sürekli yedek kulübesini tekmelemeler, yan hakeme çelme takmalar, çelmeyi takarken de Oğuz Çetine bakmalar felan. Kendisine karşı aşırı bir sinirle dolmaya başlamıştım.
Bir gün dedim kendisiyle konuşayım kulağını çekeyim bunun. Girdim toplantıya, bir baktım elimde seçenek olarak sadece yok efendim oyuncu önermek ister misin, antrenör önermek ister misin, akşam yemeğinde bakla mı verelim gibi saçma sorular var. Ulan ona mı soracağım transferi, başımda yıldırım demirören gibi başkan var, ona sormuyorum. Oğuz Çetin kimmiş?
Tabi hayal kırıklığına uğradım bu durumda, ben de ikinci bitirip, uefa yarı finali oynadığım sezonun bitiminde, aldığım gazı fırsat bilip, Oğuz Çetini aldım karşıma. Elimde kaleci eldiveni.. Verdim bunun suratına suratına, defol git olum dedim. "Takıma negatifi vermesen şimdi şampiyonduk" dedim, "senin yüzünden takım 20 milyon euro garanti parayı kaçırdı" dedim. Ne olsa beğenirsiniz? Yönetim el koydu bu uygulamama.
Ardından prensip sahibi olan ben kararımın arkasında durdum. Önce sakinleştim. Elimden viski şişesini bırakıp, üstümden röbdoşambrı çıkardım, bir pijama giydim(by umut sarıkaya). Tekrar düşündüm, ardından başkanı aradım. Meşgule attı telefonu. Sinirlendim bir daha aradım. Yine meşgule attı. "Nie acmiosn? kotu bisey mi yaptm sana" diye mesaj attım. Elimde bir bardak çay ile salonda turlarken, başkan geri aradı. "noldu mutlucum dedi" Arkadan "yıldırım demirören yeeeetmeeezz" sesleri yükseliyordu, anlam veremedim. Konuşmaya konsantre oldum. "Başkan" dedim, "ben bu hocayla çalışmam" dedim. "Ya sabah konuşuruz" dedi. Sinirim zıplamıştı, başka kararları alırken hiç düşünmeyen demirören bu kararı almak için sabahı bekleyelim demişti. "Başkanım kovalım Oğuz Çetini" dedim. Konuşuruz dedi.
Büyük hayal kırıklığına uğramıştım, interneti açtım. Bir iki galeri baktım milliyette. Sonra daha ciddi birisi gibi gözükmek için ntvspor u açtım. Orda sporcu galerileri vardı en azından. Bir sigara yaktım oturdum tek tek baktım hepsine. Eskiden bayan sporcu deyince ya tığ gibi jimnastikçiler ya da, body buildercılar gelirdi akla. Nerdeeeen nereye diye içimden geçirdim.
O arada bilgisayarıma nasıl dadandığını bilmediğim bir solucan ile hayatımın değişeceğini bilmiyordum. Birden açılan pencereyi görünce önce refleks olarak monitöre abandım. Aman evdekiler görmesin diye yaptığım hamlenin gereksiz olduğunu yazıları görünce anladım. İspanyolca birşeyler yazıyordu. Hemen Google Translate i açtım. yazıyı kopyalamak için pencereye tıklayınca başka bir sayfada güzel bir ispanyolun fotoğrafı açıldı. beni bir yerlere davet ediyordu adeta...
google translate, "Manuel Jimenez Sevilla antrenörü ateşledi. Sevilla antrenörü harıl benziyor" diye çevirmişti ama bir bit yeniği vardı bunda. Sonra ingilizceye çevirdim. "fired" kelimesini görünce heyecanlandım, bunun kovulmak gibi bir anlamı olduğunu biliyordum. Bunun ardından Sevilla internet sitesine girdim. info@sevillafc.es adresine, göreve talip olduğumu aşağıdaki mail ile bildirdim. (tabiki google translate ile çevirdim)
"merhaba Sevilla,
takımın potansiyelini ortaya koyacak bir teknik direktörle çalışma imkanına ne dersiniz? Daha büyük bir sevilla düşünü gerçekleştirmek, özlenen ispanya ligi şampiyonluğuna ulaştımak için, ben, şu an boşta olan teknik direktörlük pozisyonunuza talibim. Kendimi tanıtma ihtiyacı hissetmiyorum, çünkü oyuncu tarama timiniz maçımıza gelip Nobre yi izlemek istemiş ama bana hayran kalmıştı. Ertesi gün gazeteleri okudum. Siz de bana karşı boş değilsiniz.
Bu teklifi değerlendirmek için, çok fazla zamanınız yok, acilen cevabınızı bekliyorum.
Mutlu Demirbaş
Msn adresim sevillafcentrenador@hotmail.com"
gönderdiğim mail üzerine, 10 dk sonra birisi beni msn inden ekledi. hemen konuşmaya başladık. Bir süre sonra msn penceresinde hem "Big Boss" hem de siz web kamerasına sahipsiniz, görüntülü konuşmak istermisiniz yazısı çıktı. Hemen talep gönderdim, elinde puro, kafasında hasır şapkasıyla bıyıklı bir adam karşıma çıktı. "Sesini duyamıyorum" dedi, ben de "Mikrofon bozuk" dedim(micrófono estropeado).
Sonra anlaştık, Turkcell digital imzayla imzaladım pdf şeklinde hazırlanmış sözleşmeyi. Bu muhteşem hız başımı döndürmüştü. Uçak biletlerimi aldıracaklarını söyledi ve kapattık. msn penceresini kapatınca az önce birden açılan sayfadaki ispanyol güzelle karşılaştım, "Vanessa bekle beni dedim". Tekrar bir sigara yakıp istanbulun köy denebilecek semtlerinden birinde olan, gecekondu manzaralı villamda cama çıktım ve "ulan Oğuz senin yüzünden ülkeyi terkettim, yazıklar olsun sana!" diye bağırıp, son kez isyan ettim.
Bundan sonraki hayatımda, para, lüks, başarı olacaktı. Artık isyan etmeyecektim. Camı açık bırakıp uyumak üzere, çekyata geçtim. TV yi açtım, telegol programında Ahmet Çakar benimle ilgili hoca değil yorumları yaparken uyuyakalmışım...
Mutlu, Entrenador Mutlu:)
