18 Temmuz 2011 Pazartesi

Kapanmasın Kapılar

Kalabalıklar arasında koşturarak uyanmıştım. Yoksa bu kadar ter ve delirircesine uyumayı kimseye açıklayamazdım. Altımdaki çekyatın işe yaramaz örtüsü beni rahatsız ettiğine göre, az daha uyumaya hazırdım. İşte o an, kalkıp nevresimi düzeltmek istemiyorsunuz. Uykulu uykulu, vücudunuzun önce bir yarısını kaldırıp çekiştiriyorsunuz, sonra diğer yarısını. Suratınızdan bu esnada akan terler size "Yapma, görmezden gel" dese de, görmezden gelemiyorsunuz.

Gol yiyoruz, yeniliyoruz, aşağılanıyoruz yeri geliyor. Kendimi hiç bu kadar kötü hissetmiyordum. Ta ki adımız, ucundan kıyısından bu şike işine bulaştırılana kadar. Gözümün önüne geliyor, 3-3 lük Valeranga maçının ardından "öfkeli" gözüken ama aslında naif bir çaresizlik içinde boğulan bir ağabeyin, Şifo'ya yaptığı serzeniş. Başka türlüsünü bilmiyorum, olmadı hayatımda. Durgun, derin adamların takımıydı, öyle büyük öfke patlamaları yaşanmazdı. Yaşandığında da herkes buna hak verirdi, çünkü çiğnenmiş olurdu o haklar.



Gözümün önüne geliyor, devre arası alıp geri gönderdiğimiz yabancılar, milyar liraları yollarına döktüğümüz, hiç bir katkı sağlamayan türk oyuncular, kendimizce sembolleştirdiğimiz ama bizi para için terk eden futbolcular, aynı sezonda giden gelen teknik direktörler... Hiç böyle olmamıştık. Beceriksizliğimiz mi kalmıştı transferde, futboldan anlamayan, Bolton'a otobüs kaldıran yöneticilerimiz mi kalmıştı? Taraftarını dövdüren, elinde viski şişesiyle salvolar sallayan büyük başkanlar mı , rant kavgası yüzünden birbirini, aslında birbirleri üzerinden Beşiktaşımı kıranlar mı kalmıştı?

Hep Beşiktaş etrafında toplanmıştık, nefretimizi de mutluluğumuzu da üzüntümüzü de paylaşmıştık. Hiç böyle olmamıştık. Hakemlere ve federasyona da saydırırken de, son dakikada atılan gol üzerine tanımadığımız kişilerle, sadece üzerlerinde siyah-beyaz forma var diye sarılırken de, çoktan bitmiş bir sezonun ardından iki kadeh tokuştururken büyük boşluklara dalıp giderken de.. 

Şimdi ise, iddia bile olsa üzerimizde dolaşan kara bulutlar aldı götürdü bizden her şeyi. Belki ve umarım hiçbir şey çıkmayacak bir soruşturmanın, iki büyük "kahramanı" olduk ve hiç değilse kamu önünde suçlu imajımız oluştu. Öğrendiğimiz bin tane hukuk teriminin, "Allah mahkeme kapısından saklasın" tarzı düşünceyi kendine şiar edinmiş bir toplumun ferdi olarak, kendi hayatlarımızda bir işe yaramayacağını biliyor, sadece dua ediyoruz. "Lütfen bir kusurumuz olmasın". Ve bu şekilde, belki yıllar sonra diyebileceğiz kendi kendimize, "bizi de kurban ettiler ama böyle güçlü çıktık".



Yatmış olduğum yataktan hafif doğrulup, açık olması gereken balkon kapısına bakıyorum. Annem düşünceli, kapatmış kapıyı. "Üşütmesin oğlum". Ama uyuyamamış oğlun anne. Tribün kapılarını da düşünceli bir şekilde kapatıcaklar, düşüncelilikle. Ama alevlenir mi birden araya soğukluk girmiş aşklar?

1 Temmuz 2011 Cuma

Kavram Karmaşası

Beşiktaş 2011-2012 futbol sezonu için iç saha kombine biletlerini satışa sundu. Hemen dikkatler artış miktarlarına çekildi. Artışların ülke enflasyonunun üzerinde olması, dengesiz artışlar gerçekleştirilmesi gibi argümanlar dolaşıp durdu internet "aleminde". Ancak mesele sadece bu değildi. Çözümlemek için birkaç sene gözönüne alınmalıydı.


Yıldırım Demirören yönetiminin transfer politikaları üzerinden takımı değerli gösterip, şişirme çabası içine girmesi Beşiktaş Tribünlerinde alıcı buldu. "YETER" bağırışları "YETMEZ" e döndüğünde geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimizi anlamıştık. Miras yiyen çocuklar gibi yiyip bitirdik Beşiktaş'ı. Demirören de taraftar da elinden geldiği kadar tüketti tüm birikimleri.

Öte yanda bundan şikayetçi olanlar da vardı. Ses çıkartan, boyun eğmeyip, yapılan yanlışları sıralayan. Düşünen, fikir üreten, dünya futbolunu da, ülke futbolunu da, ülke ekonomisi ile ev ekonomisini de bilen bilinç sahibi insanlar vardı. Bu insanlar, çıkan her aykırı sese yükselen bir cop darbesi gibi karşıt tepkilerle bastırıldı. Bazen Kapalı Tribünü, Yeni Açık Tribünün üzerine saldılar, bazen Kapalı Alt Tribün, üst tribüne, bazen Kapalı Tribünün tüm stadyuma tahakkümü söz konusu oldu. Doğru ya burası çoğunluk ülkesiydi, çoğulcu politikalar yapılmalıydı. Çoğunluk neyi isterse o olurdu ve oldu.

İki transferle göklere yükseltilen Yıldırım Demirören, "eskiden hatalar yapıyordu ama şimdi ders aldı bak transfer politikasına" diye uslanmış serseri muamelesi gördü camia tarafından. Çoğunluk popüler olmak istedi, spor gazetelerinin ilk sayfasını istedi. Transfer sezonlarında çıkan isimlerle böbürlendi, AVM açılışına gelen futbolcuyla şişindi. Bunlar olurken Demirören başkanlık için karşısına çıkanı sanal korkularla başımızdan defetmiş, karşısına çıkması istenen kişileri Demokles'in kılıcıyla korkutmuştu. Artık tekti. Ve defahatle söylediği gibi kulüp başkanlığını küçük oğlu Cemal'e bırakacaktı. Bir imparatorluk kurmuştu. Arkasında milyonlar ile satın aldığı milyonları gördükçe uslanmayacaktı. Kulüpte kalıcı olmak için yapılması gerekeni zaten öğrenmişti geçen yıllarda. İşin sırrı paraydı. Kötü yönetim için zaten bir şey yapmasına gerek yoktu. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. 

Beşiktaş tribünleri 2000'ler ile birlikte değişmeye, dönüşmeye başladı. Ne olsundu ki? Ülke değişiyordu, dünya değişiyordu. Zamanla her şey normal gelmiyor muydu zaten? Yapılan transferi kombine kartın üzerine görsel olarak yerleştiren bir zihniyet, popüler ikonlar yaratıp bunları kullanarak safını belli etmemiş miydi?

Halkın Takımı'ydık. Elbette her gelir grubundan insanlar vardı. Simitçisi de CEOsu da, öğrencisi de, kadını da vardı tribünde. Hepsi kendince olması gereken yerdeydi. İçlerinde maçları 90 dakika olarak görmeyip, 7/24 bu hazzı yaşayan ve bunu transfer, gol görüntüleri, hakemin ofsayt bayrağı gibi küçük ayrıntılara indirgemeyenler de vardı. Sosyal, siyasal görüşlerimiz vardı insanların tribünlerine sırf bu yüzden gelmek istediği, nefes almak istedikleri tribünlerimiz. Dostluklarını o eksene oturtan renktaşlarımız vardı. Oralarda olmamaları için düğmeye basılmış gibi duruyor şimdi. Aşağıda tribünler arası dengelerin nasıl belirlendiği görülüyor.



Son 5 yılda, kombine bilet fiyatlarındaki artışlarda bir özellik dikkat çekiyor. Sürekli düşük fiyat kategorili tribünler en yüksek zamma tabi tutuluyor. Sanki asgari ücreti artırıyor ve vatandaşlarını ezdirmiyorlar. Sürekli daralan bir makas söz konusu. Hükümetlerin alt gelir tabakasına gelir, özel iletişim, akaryakıt gibi elzem gider kalemlerinde topladığı vergileri üst gelir tabakasına uygulamaması gibi, Beşiktaş Yönetimi de Numaralı ve VIP "KONUK"larını koruyor, Halkın Takımını halktan kopartıyor. Öğrenci kardeşlerimiz maçlara zaten çok zor gelirken, çalışan kesim hayatından kesinti yaparak gelebiliyor. Aileleriyle maça gelmek isteyenler birbirlerinden kombine biletleri almaya çalışıyor, şehir dışında yaşayan taraftarlar maç seçmek zorunda kalıyorlar.

Hep zikredilen "Fenerbahçelileşmek" sözünü yedirircesine, yönetimine karşı dik duran taraftar gruplarına da sahip bir kulübün, kötü bir kopyası olmak için yapılan hamleleri görüyoruz. 2000'li yıllarla birlikte Fenerbahçe bunu oldukça başarılı bir şekilde oluşturdu. Şimdi de aynı senaryo Beşiktaş taraftarının karşısına getiriliyor. "Taraftardan", "Paralı Taraftara", "Paralı Taraftardan", "Müşteriye" dönüşmek kaçınılmaz olarak önümüze sunuluyor. Ya gelirsin, ya evinden, ya kahveden izlersin deniyor. Tribünleri tek tip yapmak istiyorlar. Bunun da bir numaralı yolunun bilet fiyatları olduğunu biliyorlar. İşte bu yüzden bilet fiyatları düşük olan tribünlerin "değerini" daha yüksek artışlara maruz bırakıyorlar.

Görsel 2

Kapalı Tribün, Yeni ve Eski Açık tribünleri sırasıyla insanların en azından o stadyumda varolabildiği yerler. Kimi avazı çıktığı kadar bağırmak, kimisi ailesiyle daha rahat oturup kalkabilmek, kimisi güzel manzaranın tadını çıkarmak, kimisi kalabalığı hissetmek için buralarda yaşıyor. Makası kapatarak, bu tribünleri farklı olan insanlara kapattığınızda, karşınızda tek argüman olarak futbol başarısını baz alan bir insan topluluğu bulursunuz. Tüm mali tablolar, yönetimsel hatalardan bize ne. Biz sadece futbola bakalım değil mi?

Eski Açık Tribün kombine fiyatının toplamda oranı son 5 yılda %1,30, Yeni Açık Tribünün %2.95, Kapalı Alt Tribünün %2.7 değerlenirken, Kapalı Üst Tribünün %1.53 değerlendiği, en üst bilet fiyatına sahip tribünlerden Numaralı Kenar Tribün sadece %0.43 artış kaydetmiş. Buna karşın Numaralı Orta Tribün %1.89 değer kaybetmiş. Ve işte asıl süpriz artış(ya da azalış mı demek lazım) VIP Tribünleri ortalama %6.01 değer kaybetmiş. Yani öğrenciden, emekliden, işçiden alınıp, VIP koltuklarına verilmiş paralar görülüyor. Şimdi söyleyin bu adalet midir? Ya da o tribünlere de VIP koltuklar mı kurulacaktır tuvaletlerine girilemiyorken. Maç içinde viski servisi mi yapılacaktır Sıcak çay bulunamıyor veya alınamıyorken fahiş fiyat politikası yüzünden?
Görsel 3








AÇIKLAMA
Şeref Bey Stadının ana yapısında 4 farklı tribünü var. Bu tribünlerin kendi arasında bölümleri bulunuyor. Kendimce grupladığımda yukarıdaki gibi (görsel 1) bir görsel elde ettim. Tüm VIP bölümleri birleştirip, aritmetik ortalamasını aldım. Bu şekilde 5 adet tribün yapısı oluştu. İki adet de tablo oluşturdum. Bu tablolardan birincisi (görsel 2) son 5 yılın kombine bilet fiyatlarını gösteriyor. Diğer tablo(görsel 3) ise her bir tribün bilet fiyatının o yılki tüm fiyatlar arasında kapsadığı yüzdeyi gösteriyor. Bu tablo tribünlerin parasal karşılığı değil de bütünün içindeki payını görebilmek için hazırlandı.
Görsel 1